Gelelim geçen gün gittiğim seminerin ikinci ayağına.  Uzm. Psikolog Fatma Tosuntaş Karakuş, bu bölümde bizi hem düşündüren, hem de ‘evet, bunu biz de zaman zaman yaşıyoruz’  dedirten çok önemli tespitler yaptı.

Her çocuğun 3. bir ebeveyni var: anne baba arasındaki ilişki. Bu o kadar önemli ki, bir kere bu ilişki çocuğun hayatında çok önemli izler bırakıyor. Çocuk bu ilişkiyi gözlemleyerek büyüyor ve hayatı boyunca kuracağı ilişkiler bu gözlemlere göre şekilleniyor. Eşlerin birbirine olan davranışları hep kendi ailelerinde gördükleri gibi oluyor.

Hamilelik Süreci

Hamilelik süreci çok hassas bir süreç. Bir kere bütün hormonlar değişiyor. Bebekten önce eşler arasındaki ilişki ne kadar kuvvetliyse, birbirlerine olan sevgilerini ne kadar gösterirlerse, doğumdan sonra ilişki o kadar az yıpranıyor. Fatma hanım diyor ki, beden unutmaz, ne olumlu duyguları, ne de olumsuzları.

hamilelik1 hamilelik2 hamilelik3

Anneler kadar babalar da doğumdan sonra sıkıntılar yaşayabiliyorlar, fakat bunları gerekirse ikinci plana atmaları gerekiyor, diyor Fatma Hanım. Esas olan annenin çok kırılgan olduğu bu dönemde anneler bebeğini, babalar da anneyi beslemeleri, yanlarında olduklarını göstermeleri gerekiyor. Bunu yapmazlarsa ilişkilerde sorunlar başlıyormuş. Doğum bir krizmiş ve ben de rahatlıkla şunu söyleyebilirim. İlk doğum büyük bir kriz, ikincisi ise bir kaos. Eşim bana bu dönemde çok destek olmasaydı, çok sıkıntılı günler yaşayabilirdik. Ki bu kadar desteğine rağmen zaman zaman biz de bir takım krizler yaşadık. Neyse ki bizimkiler onarılmayacak şeyler değildi.

Doğum Sonrası

Şunu çok net söyleyebilirim: Çocuktan sonra hiçbir şey asla eskisi gibi olmuyor! Kucağında onunla ne yapacağını bilmediğin minicik bir bebekle eve geliyorsun ve bu duruma hemen alışmaya ve bu büyük değişime ayak uydurmaya çalışıyorsun. Yaptığımız en büyük hatalardan biri. Bebekli hayata alışmak için kendimize zaman tanımamız gerekiyor. Aynı şekilde bebeğin de dış dünyaya alışması için zamana ihtiyacı var. Her şeyi bir an önce düzene sokup eski hayatımıza dönmeye çalışmak bizde kaygıyı artırıyormuş.

Hepimiz doğurmadan önce bir sürü plan yapıyoruz kafamızda: Çocuğumu hemen emzireceğim, günde x kez emzireceğim, şöyle uyutacağım, kucağa alıştırmayacağım, erken yatıracağım gibi. Fakat biz insanlar planlar yaparken Allah gülermiş derler ya. Bebek dediğin robot değil ki! Onun da kendi planları var. Bizim Emir efendi mesela emmek istemedi. Tam 1 ay uğraştım emzirebilmek için. Bebeklerin davranışları bizim kafamızdaki planla ne kadar az örtüşürse, kaygı seviyemizi o kadar artırıyormuş!

Yaptığımız diğer bir yanlış ise eşlerimizi bu sürece dahil etmemek. Ben bunu hiç yapmadım. Benden önce evlenip çocuk sahibi olan 3 ablam olduğu için belki de biraz şanslıydım bu konuda. Çocuklar doğdukları andan itibaren babalarını her şeye dahil ettim. Onları o da yıkadı, bezledi, besledi, geceleri kalktı, kısacası hem bana çok destek oldu, hem de bebekleriyle çok güzel bir ilişki geliştirdi. Kendini de hiç dışlanmış hissetmedi o manada. ‘O yapamaz, beceremez’ deseydim, yeni bir krizle karşı karşıya kalabilirdik.

dogum sonrası2 dogum sonrası3 dogum sonrası4

 

Bu arada anneliğimizi çevreden duyduklarımıza göre değerlendirmek de çok yanlış. Bunlar:

DSC_0081 DSC_0082 DSC_0083

Fatma Hanım seminerde herkesin 2’şerli gruplar haline ayrılıp hiç konuşmadan sadece iki dakika boyunca birbirinin gözüne bakmalarını, karşısındaki insanın ne hissettiğini tahmin etmelerini istedi. Ben o anda en arkada fotoğraf çektiğim için bu egzersizi yapamadım ama arkadaşlarımı gözlemledim. Çoğu gülüyordu, bazısı bakışlarını kaçırıyordu, hatta konuşanlar bile vardı.

Başkasının gözüne bakmak çok zormuş. O kadar yakın mesafeden-baktığımız kişi çok güvendiğimiz biri olsa dahi-bakmak kişiyi tedirgin edebiliyormuş. Çünkü beden unutmuyor! Belki küçükken o mesafeden dayak yedin ya da birisi seni o mesafeden kötü hissettirdi, bağırdı ya da tehdit etti. Sen hatırlamıyor olabilirsin, fakat beden unutmuyor…

Sinir sistemi o kadar enteresan bir şey ki, alıyor ama geri vermiyor. Seni korumak istiyor, en son biri sana bu kadar yaklaşınca, başına şunlar şunlar geldi diyor. Bu yüzden kimseyi bu kadar yaklaştırmak istemiyormuş insan.

Fatma Hanım bu egzersizi her gün eşimizle yapmamızı önerdi. Çünkü ebeveynler olarak birbirimizin gözüne bakmıyoruz. Konuşurken, tartışırken. Bir düşün sene, en son eşinin gözüne ne zaman baktın? Uzun uzun, ne düşündüğünü, ne hissettiğini tahmin etmeye çalışarak? Özellikle önemli bir şey söyleyeceksek, karşımızdakinin gözüne bakmamız çok önemliymiş.

Aynı şekilde bebeğimize de bakmalıyız. Doydu mu, üşüdü mü, canı acıyor mu..

bebek

Mesela Defne tırnaklarını az dibinden kestim mi hemen cıyak cıyak bağırıyor. Ben de buna özellikle çok dikkat ediyorum. Büyüdüğünde ‘annem tırnaklarımı dibinden keserdi, bundan nefret ederdi’diye hatırlamasını istemiyorum. Ne demiştik, beden unutmaz.

Peki zorlukları nasıl aşacağız?

İlişkide ya da ebeveynlikte yaşadığımız zorluklar aslında hepimiz için bir gelişim fırsatı diyor Fatma Hanım. Aslında her şeyin çözümü var ve bazen hiçbir şey yapamayacağımızı kabul etmek çözümün ta kendisidir. İnsan doğasına aykırı beklenti içine girdiğimizde sorunlar oluşmaya başlar. Ne yazık ki insanlar en az kendini tanıyormuş, kendimizi tanımak, sinir sisteminin nasıl çalıştığını öğrenmek çok önemliymiş.

sorunları cozmek 2 sorunları cozmek 4 sorunları cozmek 5 sorunları cozmek sorunları cozmek3

Sorunu çözmek istiyorsanız, bir şeylerden vazgeçmeyi bileceksiniz. Bebeğim olsun ama eskisi gibi uyuyayım, dışarı çıkayım, istediğim saatte uyanayım isterseniz, sorunları çözemezsiniz. Fakat bu durumu kabul ederseniz, o sorun artık bir sorun değildir.

Fatma Hanımın söylediği bir diğer konu da şu: Kendinize acımasız davranmayın, affedin. Hepimizin başına geliyor, robot değiliz, bazen çocuklar biz çıldırtıyor, kendimizi tutamayıp onlara bağırabiliyoruz, hırpalayabiliyoruz, hatta bazı ebeveynler vurabiliyor da. İşte burada en önemlisi çocuktan özür dileyebilmek. Eğer bunları sürekli yapmıyorsanız ve aslında çocuğunuza ona izinsiz kimsenin dokunamayacağını öğretiyorsanız, çocuğunuz bu davranışı normal şartlarda asla yapmayacağınızı biliyordur zaten.  Fatma Hanım diyor ki, böyle bir durumda hemen ondan özür dileyin ve durumu onarın. Bunun onun suçu olmadığını ve hata yaptığınızı söyleyin. Aslında ona değil, davranışına kızdığınızı söyleyin. Çocuklar göründüğü kadar kırılgan değiller, ve dahası, affediyorlar, hem de çok çabuk. Yeter ki durumu onarın.

Sorunları aşmak için ne yapacağız?

İlişkimiz için çaba sarf edeceğiz.

İlişkimizin ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarımızdan daha öncelikli tutacağız. Sonuçta yetişkiniz ve gerekiyorsa kendi ihtiyaçlarımızı bunun için ertelemeyi bileceğiz.

Olumlu hatıralar yaratacağız.

Fatma Hanım bir sürpriz listesi yapmamızı önerdi. Herkes kendi listesini yapacak. Bu listede eşimizin bize yapmasını istediğimiz  30-40 sürpriz yazacağız, sonra da listeyi eşimize vereceğiz. En az iki haftada bir bu sürprizlerden birini yapacağız. İlk başta biraz zorlama gelecek ama çok istediğiniz şeyleri eşiniz sizin için yapmış olacak, fena değil bence.

Kadın-erkek rollerimizi koruyacağız

Eşler arasında bazen roller değişebiliyor. Çok kızdığımızda karşımızdakini azarlamaya başlayabiliyoruz. Fakat böyle yapınca eş değil, ebeveyn- çocuk ilişkisine dönüşüyor olay, aman diyeyim! Eşler birbirinin uzmanı olmak zorundadır!

 

Evlendikten sonra kendi kurduğumuz aileyi öncelikli tutacağız

regülasyon

fedakarlık

Bu seminer bana çok iyi geldi. Birçok şeyi fark etmemi sağladı. Bundan sonra eş olarak, ebeveyn olarak birçok şeyi farklı yapacağımdan eminim.

 

 

HENÜZ YORUM YOK