Geçenlerde bir karikatür gördüm.  Gözleri şiş, elinde kahvesiyle uykusuz bir anne kendi çocukluğunu karşısına almış, ‘Hala uyuyabiliyorken uyu, beni duyuyor musun?!?’ diyordu. Bunu görür görmez gülümsedim, fakat aynı zamanda şunu düşündüm:  Acaba kendi çocuk halimle karşılaşsam ona ne derdim?

Bir de baktım ki, şunları söylüyorum:

Uyuyabildiğin kadar uyu.

Çocuğun olduğunda ömür boyu bir daha uyuyamıyorsun. Bebekken gazıydı, dişiydi, büyüme atağıydı..Küçük çocukken ani korkular, tuvalet eğitimi, okula alışma, akran zorbalığı..

Ergenlikte aşklar meşkler, hormonlar, dışarıda bekleyen tehlikeler, uyuşturucu, tecavüz, sapıklar..Biraz daha büyüdüğünde gece dışarı çıkmalar, sabaha kadar gelmemeler, öldü mü, kaldı mı bilememeler, üniversite için başka şehre – hatta ülkelere- taşınmalar..

Sonra gelsin evlilik..Bulduğu eş iyi mi, değil mi, senin verdiğin değeri veriyor mu? El bebek, gül bebek büyüttüğün çocuğuna hak ettiği şekide davranıyor mu? Yoksa hayatını zindan mı ediyor?

Ben aslında bu kadar uzaklara kadar gitmemiştim daha önce. Tek uykusuzluk dönemi küçük çocukken olur diye düşünüyordum. Çocuklar büyüdüklerinde geçer, yine eskisi gibi rahat rahat uyurum diyordum. Sonra bir gün babamı gördüm. Tam vedalaşırken balkondaydı, aşağıya bakıyordu, fakat dalmıştı. Bu esnada ablamın boşanma süreci devam ediyordu. Gülerek ona ‘Baba nereye daldın öyle?’ demiştim. Bana verdiği cevap kısa ama çok netti..Dedi ki: ’Çocukların büyüyüp evlendiğinde anlarsın.’

O nedenle çocukluğuma derdim ki, uyu uyuyabildiğin kadar.

Sevdiğin sporu yap ve bir daha bırakma

Ben oldum olası sporu çok seven bir insan oldum, hatta denemediğim spor dalları tek tüktür. Futbol bile oynadım bir ara, hatta çok iyi bir kaleciydim söylemesi ayıp. Fakat konumuz o değil :)

Almanya’da doğmanın verdiği şansla sporla çok erken yaşlarda tanıştım. İlkokulda okulun atletizm takımına girmiştim ve çok başarılıydım. Uzun atlama, yüksek atlama, sprint, bayrak yarışı..Hepsinde çok başarılıydım, hatta eyalet şampiyonu olmuştum. Hentbol ve voleybol oynuyordum. Sonra Türkiye’ye döndük ve birçoğunuzun bizzat tecrübe etiği gibi spor dersimiz ‘sağa dön, sola dön, hazır ol’’dan ibaretti. Allahım ne hayal kırıklığıydı… Arada basketbol da oynatıyordu beden eğitimi hocamız Allahtan da, biraz top da oynayabiliyorduk. Büyüyünce step, aerobik, pilates, yoga, fitness derken, şimdilerde tenise merak sardım. Keşke çok daha önce başlasaydım..Keşke küçükken çok sevdiğim atletizme devam edebilseydim..Keşke doğurduktan sonra ara verip bedenimi ihmal etmeseydim…

O nedenle çocukluğuma derdim ki, mutlaka spor yap ve hayatın boyunca bir daha bırakma.

Dans kursuna git

En çok üzüldüğüm şeylerden biridir..Keşke farklı danslar öğrenseydim çocukken. Dans etmek bu dünyada yapabileceğin en güzel şeylerden biri. Yazılsaydım da öğrenebildiğim kadar çok dans öğrenseydim. Şimdi bakıyorum da ben dillendirmeden çocuğum bunu benden istedi ve koşa koşa yazdırdım. Bendeki boşluğu hissedip o mu dolduruyor acaba? Olur u, olur :) Dans etmek, şarkı söylemek en sevdiği şeyler. Her ne kadar bazen kafamız şişse de, o motivasyonunu, isteğini hiç kaybetmesin istiyorum.  Hatta yapılacaklar listesine kendim için de not yazdım: O dans kursuna gidilecek!

O nedenle çocukluğuma derdim ki, öğrenebildiğin kadar dans öğren ve her fırsatta dans et.

Kendinin farkında ol

Hepimiz benzer şekilde büyütüldük.  Aman elalem duymasın, rezil etme beni, konu komşu duysa ne der? Bu zamanki ben derdi ki: Bana ne, ne derlerse desinler! Hangimiz ne istediğimizin farkındaydık? Hep yönlendirildik, pek seçme şansımız olmadı birçok şey için. Annemiz babamız istedi, doktor, avukat, işletmeci olduk. Fakat kaçımız yaptığımız seçimden mutlu? Gerçekten de bunları okumak istedik mi? Yoksa aslında ressam olmak, sporcu olmak, ya da şarkıcı olmak mı istiyorduk? Ve hayat o kadar kısa ki, nasıl olduğunu anlamadım 40’ıma merdiven dayadım. Hatta resmen üç vakte kadar 40 yaşındayım. İyisiyle kötüsüyle, süpersonik bir hızla geçen 40 koca yıl. Şimdi bakıyorum da, ne kadar çok keşkem var…

O nedenle çocukluğuma derdim ki, kim ne derse dersin, kendinin farkında ol ve ne olmak istediğine, seni neyin mutlu edeceğine kendin karar ver. Para kazanmak için her gün işkence çekeceğine, çok sevdiğin işi yap, üstüne de para kazan, fena mı?

Dünyayı gez

Bu konuda biraz şanslıydım galiba. Şimdiye kadar birçok ülke ve şehir gördüm. Ve bir şey diyeyim mi? Yaptığım tüm şeyler içinde beni en çok mutlu edeni seyahat etmek oldu her zaman. Dünyaya gezmek, yeni yerler keşfetmek için geldiğime inanıyorum, o derece :)

Bir yat, bir kat bir kürk sahibi olacağıma, dünyayı gezmek isterim hep. Yerimden kıpırdamadıktan sonra neyleyeyim malı mülkü? Ölünce yanıma da alamıyorum..

O nedenle çocukluğuma derdim ki, gitmek istediğin her yere git, al sevdiklerini yanına ve bol bol gez. En büyük zenginlik bu.

Kendini Sev

Ne yaparsan yap, ne yaşarsan yaşa, kendini hep çok sev. Hatta en çok sev. Çünkü iyisiyle ve kötüsüyle tam da bu yaşadıkların sayesinde bugünkü sen olacaksın. Kimse için kendinden ödün verme, değmez. Hayatta çok fazla kişi ile tanışacaksın ama unutma, iyi gününde değil, kötü gününde yanında olanlara değer ver, gerisini boşver. Seni yoran insanlarla zaman kaybetme. Hepsini çıkar hayatından, kimse için canını sıkmaya değmez. Unutma ki, kimse senden daha önemli değil!

Bu liste böyle uzayıp gider..Peki siz ne söylerdiniz kendi küçüklüğünüze, hiç düşündünüz mü?

 

 

 

 

HENÜZ YORUM YOK