Bu yazıyı aslında Eskişehir ve Anıtkabir yazılarından hemen sonra, yani geçen ay yazacaktım, fakat araya sürekli başka şeyler girdi. Arada bir de Münih seyahatı yaptık çocuklarla. Sıcak sıcak onu yazayım dedim önce ama havalar çok güzel oldu, ne çok sıcak ne de soğuk, tam çocukla Kapadokya’ya gitmelik :) O yüzden önce bunu yazayım dedim.

Ben Kapadokya’ya lisedeyken gitmiştim en son. Eşim ise hiç gitmemişti. Bizim ufaklıklar da tırmanmayı, yeni yerleri görmeyi çok sevdikleri için, Eskişehir ve Anıtkabir’in altını üstüne getirdikten sonra direksiyonu Kapadokya’ya çevirdik. Bir kere şunu söylemem gerekiyor, bizim çocuklar araba yolculuklarında inanılmaz uyumlular. Küçüklüklerinden beri sürekli arabayla uzun yola alışkın oldukları için midir, yoksa analarına çektikleri için mi bilmem. Ben de arabayla geze geze gitmeye bayılırım. Mecbur değilsem uçağı çok tercih etmem. İstediğim yerde durup mola vermek, etrafı görmek, keyfimize göre küçük ara duraklar eklemek bence çok daha güzel.

Neyse konumuza dönelim :)

Çocuklarla olduğumuz için, evimizdeki gibi rahat etmek istedik ve eşimin iş arkadaşının tavsiye ettiği Avanos’taki Akman Butik Otel’de kaldık. Otel sahipleri öyle ilgili ve sıcakkanlıydı ki, inanılmaz rahat ettik. Çocuklarla da çok güzel ilgilendiler. Kesinlikle çocuk dostu bir yer olduğunu söyleyebilirim ki bu bizim için çok önemliydi.

Güzel bir uyku uyuduktan sonra Peri Bacaları’nı görmek üzere erkenden kalktık. Hatta biz Defne ile çok erken uyandık. Hava öyle temiz ki, çok az uyku yetti bize. Evin erkekleri uyanana kadar otele çok yakın olan Kızılırmak kenarında güzel bir yürüyüş yaptık.
Acıkınca otele döndük ve karnımızı bir güzel doyurduk.  Bu arada oteldeki kahvaltının da çok lezzetli olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Yöresel tatlardan oluşan bir kahvaltı, tam benlik :)

Çok uzun yıllar önce gittiğim için, tam olarak nerelere gitmemiz gerektiğini bilmediğim için, otel sahiplerine de sorarak rotamızı oluşturduk: PaşabağıZelveDevrent VadisiÜç GüzellerÜrgüpOrtahisarGüvercinlik VadisiUçhisarGöreme

Bu arada Kapadokya’da gezilecek yerler birbirine yakın olsa da, araba kesinlikle şart. O nedenle ya kendi arabanızla gitmenizi tavsiye ederim, ya da turla. Çocuk varsa yine araba derim. O şekilde bağımsız bir şekilde çocukların ritmine ayak uydurabilirsiniz.

Paşabağı’nda karşımıza kocaman peri bacaları çıkınca, bizim bıdıklar inanılmaz heyecanlandılar. ‘Anne buraya tırmanalım’, ‘şuradan inelim’, ‘baak oradaki de çok güzel, ona da tırmanalım’ derken, sırasıyla rotamızdaki durakları birer birer geride bıraktık.


   

   
Öğle vakti olunca çocuklar çok acıktılar. Bize tavsiye edildiği gibi Ürgüp’te yemeye karar verdik fakat şunu belirtmeliyim ki, genel olarak yediğimiz yemekler çok vasat ve buna rağmen inanılmaz pahalıydı.

Ürgüp’e gelmişken, bir zamanların efsane dizisi Asmalı Konak’ın çekildiği konağı da gezelim dedik. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen hala ziyaretçi akını vardı. Defne Nurgül Yeşilçay’ı çok beğendi :) Dizideki hallerinden her yere fotoğraf koymuşlar. Bu kısım da epey nostaljik oldu. Güzel diziydi yahu..


  

Akşam olunca otelimize döndük. Tırmanmaktan yorulan çocukları doyurup yatırdık. Ertesi sabah Ihlara Vadisine gideceğimiz için biz de erkenden yattık. Balona binme işini bu sefer pas geçtik, çocuklarla olunca onları o kadar erken kaldırmak zor olur diye vazgeçtik. Fakat günün birinde bunu da yapacağım inşallah.

Sabah erkenden kahvaltı edip Ihlara Vadisine doğru yola çıktık. Yolda Hasandağı’nın karlı görüntüsü karşımıza çıkınca, karı koca dayanamayıp arabadan indik ve deli gibi zıplayıp fotoğraf çektik. Yoldan geçen araç sayısı neredeyse sıfır olduğu için, çok eğlendik. İşin en komik tarafı, çocuklar yolda tablette film izlediği için bu komik görüntülerimizi kaçırdıklar. Bizim ailede bazen kim anne baba, kim çocuk, belli olmuyor :)


Bir süre sonra hedefimize ulaştık, Ihlara Vadisi. Burası Hasan Dağı aktif bir volkan iken, püskürttüğü lavların soğumasıyla oluşan değişik şekilli bir kanyon. Buz gibi Melendiz çayı milyonlarca yıllık bir sürecin sonunda kendine çatlaklardan yer bularak bugünkü halini almasını sağlamış. Bölge olarak kurak ve kayalık olmasına rağmen Ihlara vadisi öyle yeşil ki, görüntüsü hepimizi mest etti.


Yüksekliği yer yer 110 mt’yi bulan kanyonun uzunluğu 14 km. Aslında oranın hakkını tam olarak vermek için en az 3-4 saatini ayırmak lazım. Biz çocuklu olduğumuz için tamamını gezmeye göze alamadık ama kaldığımız iki saatlik süre boyunca kayalara oyulmuş onlarca kiliseye ve zamanında ev olarak kullanılan oyuklara tırmanıp tek tek inceledik. Aslında yüzlerce kilise varmış vadide, fakat sadece bazısına girip bakabiliyorsunuz. 

Tabii bunu yapabilmek için önce otoparktan vadiye inen meşhur 380 basamağı indik. Şunu söylemeliyim ki, bunu yapmak her köftenin harcı değil. Aman ne var ki diyenlere bir tek şunu  söylemek istiyorum: Her inişin bir de çıkışı var arkadaşım!


Aşağıya indiğinizde sanki bir masalın içine girmiş gibi hissettik.


Doğada olmak insanı gerçekten inanılmaz mutlu ediyor. Kanyonun heybetli görüntüsü, Melendiz’in şırıl şırıl sesi, kuşların cıvıltısı..O anı dondurmak istedim, doya doya tadını çıkarmak..




Tabii ki bol bol fotoğraf ve video çektik. Çocukların heyecanı, mutlulukları öyle güzel ki, iyi ki geldik dedirtti bize.  Yalnız üst baş kayaların tozundan epey kirleniyor. Kirlenmek güzeldir diyerek çocuklar için her seferinde yedek kıyafet aldık yanımıza. Kirlendikçe değiştirdik.

Yavaş yavaş yorulunca tekrar 380 basamağı tırmanıp arabamıza bindik ve bu yorucu fakat inanılmaz keyifli tatilden sonra birkaç gün dinleneceğimiz otelimize doğru yola çıktık.

Not: Geçtiğimiz yaz İstanbul’da kendime Müze Kart çıkarmıştım. Kapadokya’daki bütün açık hava müzelerine bu kartla giriş yaptım. Nedense alırken buralarda da geçerli olduğunu hiç düşünmemiştim ve tesadüfen yanıma almıştım. Buralarda geçerli olduğunu görünce pek mutlu oldum. Çocuklara giriş ücretsiz. Yani diyeceğim şu ki, buralara gelecekseniz ve müze kartınız varsa, yanınıza almayı unutmayın.

HENÜZ YORUM YOK