Akran zorbalığı ebeveyn için de, çocuk için de çok zor bir konu. Biliyorum çünkü Defne’nin ilkokula başladığı ilk gün, o da akran zorbalığı ile karşılaştı, hem de kendi sınıfından bir kız arkadaşı sayesinde. Okulun ilk günü heyecanla, güle oynaya okula giden çocuk, akşam çıktığında hüngür hüngür ağlamıştı. Zamanla o çocuk sınıfın kabusu oldu, herkesle uğraşıyor, tekmeler atıyor, küfürler ediyordu. Velilerin Whatsapp grubunda tek konu o çocuktu. Çocuklar ise çocuğa farklı farklı tepkiler verdi. Kimi kıza boyun eğdi, kimi aynı şekilde karşılık verdi, geri tekmeledi, her hakaretine hakaretle karşılık verdi, kimi de kızdan tamamen uzaklaşıp o yokmuş gibi davrandı. O arada okul pedagogu, öğretmenimiz ve müdürümüz de çok yoğun bir şekilde bu olayla ilgilenmeye başlamıştı. Şu anda durum kontrol altında sayılır, artık  kafasına göre hareket emiyor. Yine arada ufak tefek kazalar oluyor, fakat genel olarak tablo çok daha iyi.

Geçtiğimiz hafta Montessori ve Kaynaştırma Eğitimini Geliştirme Derneği‘nin katkısıyla, Küçük Kara Balık Çocuk Evi‘nde sevgili Nilüfer Devecigil’in tam da bu konuda bir seminer vereceğini duyunca, koşa koşa gittim. Ben çocuklarıma asla ilk vuran olmayacaksın, fakat biri sana şiddet uyguluyorsa, bir büyüğünden yardım iste, etrafta öyle biri yoksa kendini korumak için aynı şekilde karşılık verebilirsin derim. Sonuçta Hz. İsa değiliz, sana tokat atana diğer yanağını uzat diyemiyorum. Bu seminere de en çok bunun için gittim. Gerçekten de ne yapmalıydık?

Nilüfer konuya çok farklı bir yerden girdi. Bize dedi ki, ”ne yapmalıyım” yerine ”ne görmeliyim” diye sormak gerek. Sadece bir duyguyla değil, insan potansiyeline varmak için tüm duygulara bakmak lazım. Metaforlarla, göz hareketleriyle bakarsan karşındakine, onu ve hareketlerini farklı görürsün. Bir insan zorbalık yapıyorsa, ağlamasına izin verilmemiştir,incinebilir olduğunu kabul etmemiştir

Daha önce hiç duymadığım bir kelimeydi incinebilirlik..Nilüfer dedi ki, incinebilir olduğumuzu kabul etmeliyiz. Bunu yapmadan zorbalığı çözmek imkansız. Bunun ne demek olduğuna gelince..İki köpek önce koklaşır, sonra güçlü olan başını ötekinin üzerine koyup üstünlüğünü gösterir,  Alpha, yani dominant olur. Öteki, yani kafası altta kalan ise boyun eğer. İnsanlar ise hiyerarşik düzen kurar, fakat bunu sevgiyle yapar. Fakat çoğu zaman bağlı yerine çocuğun bağımlı olmasını sağlıyoruz. Çocuk da anneyi mutlu etmek için boyun eğer.

Ebeveynliğimiz günün yarısında otomatik pilotta geçiyor ve bu beynimizin sol tarafıyla oluyor. Bu da demek oluyor ki, günün yarısında komut veriyoruz: Odanı topla, elini yıka, yemeğini bitir! Çocuğu anlamadan, hissetmeden, görmeden..Halbuki sağ beyin tam da bunlar için var. Ebeveyn olarak sağ beynimizi kullanarak da ilişkide dominant kalabiliriz ve çocukla bu şekilde kurduğumuz ilişki çok daha sağlıklı olur. Mesela parkta oynarken eve gitmek istemediği için ağlayan çocuğa sol beynimizle cevap versek, muhtemelen şu diyalog geçer aramızda:
-Gitmek istemiyoruuuum, oynicaaam!! Ühühüüüü

-Ağlama dedim sana! Çabuk buraya gel, hemen eve gidiyoruz. Ağlayacaksan seni bir daha asla parka getirmem!

Bunu duyan çocuk ağlamasına ve incinebilirliğine izin verilmediği için, çocuk kendini anlaşılmamış hisseder ve kalbi katılaşır. Bu da zorbalığa yol açar. Ağladığında annesi kızıyor ve aslında duygusunu yok sayıyor. Zamanla çocuk da bu duyguyu yok saymaya başlar ve bulduğu her fırsatta karşısındakini incitmeye çalışır. Çocuğunuz size üzgün olduğunu, korktuğunu anlatmıyorsa, okulda yaşadıklarını anlatmıyorsa, gözyaşlarını bulamıyorsa bir sorun var demek. Sizinle olan ilişkide kendini güvende hissetmiyor demek.

Anne çocuk arasındaki diyalog aslında şu şekilde olmalı:

-Gitmek istemiyoruuuum, oynicaaam!! Ühühüüüü

– evet kalmayı çok istiyorsun ve eve gideceğin için çok üzgünsün.

-eveeeettt, oynamak istiyorum biraz daha

-evet, çok istiyorsun fakat yemeğe yetişmek için eve gitmemiz gerekiyor.

-ama bu haksızlıııııkkk, ühüühüüü

-evet, çocuk olmak bazen çok zor…

Bu şekilde cevap verdiğimizde çocuğa onu anladığımızı gösteriyoruz ve duygularını ifade etmesine izin vermiş oluyoruz. Üzüldüğü için ağlıyor ve gözyaşlarını buluyor. Gözyaşlarını bulduğunda ise kalbi yumuşuyor.

Bizde bu anlar genelde yatmadan önce yaşanır. Kitabımızı okumaya başlamadan o gün hakkında sohbet ederiz. Tam bir itiraf saatine dönüşür. Çocuk olayları anlatırken, önemli olan hiç tavsiye vermeden, yargılamadan, düzeltmeden, yönlendirmeden dinlemek. Ben arada yapıyordum bunları ama bu seminerden sonra bunu yapmamam gerektiğini anladım. Sadece can kulağıyla dinlediğimizde, çocuk gözyaşlarını bulur ve içten dışa değişir. Bu sayede çocuk 6-7 yaşlarında karışık duygularını ifade etmeyi öğrenir.  ”senden nefret ediyorum!”un yerini ”seni çok seviyorum ama şu anda sana çok kızgınım” alır.

Ebeveyn olarak yapmamız gereken en önemli şey, çocuğa bizim yanımızda güvende olduğunu hissettirmek. Korkuyorsa, niye korkuyorsun, korkacak bir şey yok, gel beraber odana bakalım demek fayda etmez. Böyle yaparsak çocuk kendini yine anlaşılmamış hisseder. Söylememiz gereken şey ”merak etme, benim yanımda güvendesin.” Bunu da geçen gün denedim ve gerçekten işe yaradı. 8.katta olduğumuz halde bizimki geçenlerde hırsızların balkondan evimize girmesinden çok korktu ve uyuyamadı. Önce imkansız olduğunu, çok yüksekte oluğumuzu, öyle bir şey deneseler bile düşeceklerini anlatmaya çalıştım fakat işe yaramadı. Hatta korkusu artarak ağlamaya başladı. Baktım ki olmuyor, sıkı sıkı sarılıp yanımda güvende olduğunu, onu her şart altında koruyacağımı söyledim. Ve ne oldu dersiniz? Bizimki dakikasında uyudu. Bir daha da o konu açılmadı.

Peki ne oluyor da bir çocuk alfa, diğeri de mağdur olup akran zorbalığı ile karşılaşıyor?

Bunun cevabını verebilmek için bağlanmaya bakmak gerekiyor. Bağlanmanın bir yerinde çocuğun bağımlı olmasına izin vermek gerekir ki büyüyünce bağımsız olsun. Ben yapacağım, ben alacağım demeye başlayınca, bağımsız olduğunu gösteriyor. Çocuğa hazır olmadan fazla sorumluluk verince, ya da duygularını incitirsek (korkuyor, çekiniyor vs.) ”benim yanımda güvendesin”i çok iyi anlatmamız lazım. Böylece incinebilme haline izin vermiş oluyoruz.

Ağlamaya, kızmaya vs. izin verir de sağ çıkarsam, öğreniyorum. Evde hayır demeyi öğrenmeyen çocuk, dışarıda da hayır diyemez!

Ebeveyn ile ilişki güvenli alan olmalı. İncinebilirlik haline izin vermezsek, bulduğu her fırsatta karşındakini incitmeye çalışır ve zorbaya dönüşür. Eğer çocuğumuz zorba olduysa, yapmamız gereken şey onun kalbini tekrar yumuşatmak. Bu tip çocuklara kızar, bağırır veya sinirlenirsek, onların o duygusunu daha da çok dürteriz.

Ebeveyn ilişkisi hiyerarşik olmalı fakat alfa pozisyonunda da şevkatli olunabileceğini modelleyebiliriz.

Bir çocuk eğer üzgünüm, korkuyorum, seni seviyorum, okulda şu şu oldu diyemiyorsa, o çocukta sıkıntı var, sağlıklı bağlanamamış. Yaşa göre duygularını sözle değil, davranışla, huysuzlukla da gösterebilir. Çocuk her an sinyal veriyor. Ebeveyn sinyalleri duyup onu anladığını gösterirse, güvenli bağlanma sağlanıyor ve çocuk akran zorbalığına karşı hayır diyebiliyor. Ebeveyn olarak evde çocuğa sürekli şunu al, yap, et, yapma dersek, çocuk dışarıda da o tarz çocuklarla arkadaşlık yapar çünkü o ilişkiyi biliyor.

Çocuğun güvenli bağlanması için çocukla her gün 15 ya da 20 dakika hem bedenen hem de ruhen orada olarak onunla vakit geçirmek gerek.

Çocuğunuz mağdur ise ne yapmalı?

Bazen sorun aile içinde olabiliyor. Kardeşler arasında kavga, gürültü, zorbalık olabiliyor bazen. Öyle bir durumda ebeveyn olarak güvenliğinizi sağlamak zorundayım diyerek araya girin. Kardeşlerden saldırgan olanı gözyaşlarını bulamamış. Ağladıkça kalbi yumuşayacak. O anda ağlamasa bile, ertesi gün ya da başka bir zamanda alakasız bir sebepten ağlama krizine girecek. İşte o zaman ağlamasına izin verin ve gözyaşlarını bulmasına yardım edin. Mağdur olana ise şefkat gösterin. Fakat sakın tavsiye vermeyin, sadece destek olun ve onu anladığınızı gösterin. Çocuk çözümünü kendi bulacak, yoksa ömür boyu yapamaz, hep dışarıdan birinin çözmesini bekler.

Akran zorbalığı okulda veya herhangi bir yerde olursa, çocuğunuza ben seni koruyacağım! duygusunu vermek çok önemli.  Çocuğunuz hayır dediği halde öteki devam ediyorsa, bir büyüğünden yardım istemesini söyleyebilirsiniz. Fakat koruma ile müdahale arasındaki o ince çizgiye dikkat etmek gerekiyor. Çocuk hikayesini anlatırken keşke böyle yapsaydın, şöyle yapsaydın dersek, bu müdahale olur. Eğer her şeye rağmen zorbalık devam ederse ve çocuğunuz sürekli mağdursa, onu korumak için okulunu değiştirin.

Hayır diyemeyen çocuğunuz varsa dikkat edin, günlük hayatta onuna sohbet ederek ilişkinizi düzenleyin. Çok ağlıyorsa bağımlılık dönemine geri dönüp bağlanmayı tekrar vermeliyiz.

Pekiyi vurana sen de vur demek doğru mu?

Vurmak, ısırmak bir regülasyon sorunudur. Çocuğunuzun duygusunu anlar, gözyaşı dökmesine izin verirseniz, kendini regüle etmeyi öğrenir. Fakat sen de vur demenin doğru ya da yanlış olduğunu söyleyemem, bu tamamen ailenin tercihi diye konuştu Nilüfer. Senin doğrun neyse, o doğrudur.

Sonuç olarak bazen ne kadar zor olursa olsun, ağlamya teşvik edici ebeveynlik yapmamız gerekiyor. Bize çok ters gelen şeylerde bile çocuğumuza sarılmak ve onu anladığımızı göstermek zorundayız.

 

HENÜZ YORUM YOK